• Reklam
    ZEYNEP YILDIRIM

    ZEYNEP YILDIRIM

    [email protected]

    "Yaşamak uyumsuzu yaşatmaktır."

    31 Ocak 2022 - 11:51

    "Yaşamak uyumsuzu yaşatmaktır." [1]

    Albert Camus, felsefe tarihinde önemi büyük olan düşünürdür. Felsefesiyle yaşama kapı aralar ve edebiyat metinleri üzerinden sorular sorar. Varoluşçu felsefenin bu değerli sorusu, “Yaşam yaşanmaya değer mi?” sorusudur. Camus bu soruyu ‘intihar’ üzerinden sorgulamıştır. Ona göre önemli olan bir tek felsefi sorun vardır, bu da intihardır.

    Yaşamın yaşanmaya değip değmeyeceği konusunda bir yargıya ulaşabilmenin, felsefenin bu temel sorusuna yanıt vermek olduğunu düşünmüştür. Camus için bedenin yargısı, aklın yargısı ile işler ve insan düşünme alışkanlığı edinmeden önce kendini yaşamın içinde bulur. Yani insan önce yaşamaya alışır.

    Şüphesiz Camus’nün felsefesinde, belirgin bir özne tasarımı vardır. İnsanı, somut yaşamın içinde olan birey olarak görmüştür denebilir. Örneğin M. Scheler, insanı “hiyerarşik” bir düzen içinde tanımlarken Camus, bu hiyerarşik düzene karşı çıkmıştır ve insanı duyguları ve eylemleri ile kendini dünyada konumlandırmaya çalışan bir özne olarak tanımlamıştır.

    Özne olarak insan ilkin yaşamakta olduğu gerçeğini fark etmiştir ve bu dünyanın başka bir alternatifi olmadığını sadece bu dünya ile sınırlı olduğunu anlamıştır. İnsan içinde yaşadığı dünyaya tanık olur, önce tanık olduğu dünyayı yadsır. Bu yâdsıma “uyumsuz” olanın işidir. İşte uyumsuz olan yadsımaları ile bu dünyaya başkaldırır. İnsan ile yaşamı arasındaki kopuş artık uyumsuzluğun kendisi olmuştur.

    Camus’ye göre uyumsuzdan kaçış olanaksızdır, ancak onunla ya da ona karşı yaşamak söz konusu olabilir. Bu da başkaldırıyla mümkündür. İnsan içinde yaşadığı dünyayı anlamak ister ve bilinci harekete geçiren de budur. Camus bizlere dünyanın akıl ile açıklanamayacağını, insan gerçekliğini ve yaşamı anlamamızı sağlayacak olanın “uyumsuz” kavramı olduğunu açıklamıştır. Camus, uyumsuzluğun anlaşıldığı andan itibaren bir tutkuya dönüşeceğini ve bunun en önemli tutkumuz olacağından söz etmiştir. Ama önemli olanın bu tutkuların yaşanıp yaşanamayacağı sorunudur.

    Uyumsuz, öncelik bunun farkına varmalıdır. İnsanı canlı tutan, temelde yer alan uyumsuzluktur. Uyumsuz bir kopuşu simgeler. Akıl dışı insanın anlam arayışından uyumsuz ortaya çıkmaktadır. Camus için anlam, bilgi içerir ama sadece akıl ile anlama ulaşmak olanaksızdır. Bu nedenle uyumsuz (absürd) bir şekilde anlam yönü içerir. Camus’ye göre her şeyin anlamsız olduğunu dile getirdiğimizde zaten yine anlam yüklü bir şey söylemiş oluruz. Yani Camus için anlam, yaşamın içinde olan bir şeydir, yaşamın kendisidir denebilir. Bu nedenle Camus, intihar sorgulamasını da bütün bir felsefi sorunların en temeline yerleştirmiştir.

    Önemli olan insanın yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varabilmesidir. Camus sorgulamalardan çok, yanıt vermenin gerekliliğinden bahsetmiştir. Bu bağlam içinde de diğer varoluşçu filozoflardan ayrılmıştır. Önemli olan yaşamın nasıl anlamlandırılacağı sorununa bir çözüm getirmektir. İnsanın dünyayı anlama isteğinden dolayı yaşamın kendisini insanlara indirgemek gereklidir. Anlamsallığın bütünü uyumsuz ile ilişkilidir. Uyumsuz, insanın bilincindedir; dışında yer alamaz. Uyumsuz, insan ile iç içedir ve ondan kopamaz. Camus için önemli olan, “şimdi” içinde bulunduğumuz yaşamın kendisidir.

    Gelecek kaygısı gütmeden sadece “şimdi” için başkaldırmak gereklidir. Yaşamın anlamı yalnızca, uyumsuzun ve yenilginin süreceğini bilerek direnmek olmalıdır. Camus’ye göre ölümü seçmek, yaşamın bizi aştığını ya da onu anlamadığımızı söylemektir. Eğer insan ölmeye yanaşmıyorsa, o halde yaşamı seçmiş demektir. Bu da yaşama, göreli de olsa bir değer vermektir. Albert Camus, bizlere absürde karşı yaşamayı, başkaldırıyı anlatmak istemiştir. Yaşam ne kadar anlamsız ve saçma olsa da önemli olan, saçmalığın içinde, umutlarımız ve çabalarımızın bir sonucu olmayacağını bildiğimiz halde, çabalarken duyduğumuz tutkudur.
    KAYNAKÇA [1] Albert Camus, Sisifos Söyleni (çev. Tahsin Yücel), Can Yayınları, İstanbul, 1997, s.67
     

    YORUMLAR

    • 0 Yorum